Çınarlardan bahsedilirken “asırlık” sıfatının kullanıldığını sıkça duymuşuzdur, öyledir de, çınarlar çok uzun ömürlü olmalarıyla bilinirler, dünyanın en yaşlı ağaçları arasında çınarlar da vardır. Güçleri ve ömürleri nedeniyele bazı topluluklar ve ülkeler bu ağaçları veya yapraklarını sembol olarak kullanmışlar, bayraklarını süslemişlerdir.
Bir süredir bu toplumda ağaç, ağaçlar, orman önemli bulunmaz olmuş, değerlerini yitirmişlerdir. Bu yüzden Timurlenk’in fillerden oluşan ordusunun ardına saklandığından bahsedilen ormanlara sahip Anadolu’muzda ancak tek tük kalmıştır, ormanlar. Kimi köylümüz bir parça daha ekilecek alan yaratmak için ağaçları ve ormanları baltalamakta ve yakmakta hiçbir rahatsızlık hissetmez. Bundan dolayıdır ki, aynı köylünün toprakları, yani bizim topraklarımız erozyonlarla yitip gitmektedir, sel felaketleri yaşanmaktadır ve susuzluk çekilmektedir.
İşte böyle katledilen ağaçların olduğu ülkemiz topraklarında çınarların gölgelediği caddeler bana cennet köşeleri gibi gelmiştir.
Bir ya da iki yıl kadar önce aziz belediye başkanımız İ. Melih Gökçek’in emrindeki Park ve Bahçeler Müdürlüğü çalışanları (kendilerine bahçıvan demek sureti ile bahçıvanlara hakaret etmek istemediğimden çalışan kelimesini özellikle kullanıyorum, muhtemelen bunlara cellad diyerek yine pek de kutsal olduğunu düşünmediğim başka bir mesleğe bile hakarek etmiş olabilirim) bahsettiğim Çankaya Caddesi çınarlarını budadılar. Bu budama işlemi öylesine bilinçsizdi ki, ilk defa gördüğümde ağladım: Bu ağlama kelimesini benzetme sanatı olsun diye söylemiyorum, hem kesenleri göre göre elimden birşey gelmediği için sinirimden hem de bilinçsizlik sonucu kelleşen, çirkinleşen ve o olağanüstü masalsı hallerini yitiren ağaçların görüntüsünden ağladım.
O güne kadar gördüğüm hiç bir budama çalışmasına benzemiyordu bu kez gördüklerim, o koca çınarların üzerlerinde hiç bir yaprak kalmamacasına buduyorlardı. Çınarların hiçbir sebeple tepelerinden budanacaklarını sanmıyorum, olsa olsa altlardaki dalları, gelip geçen araçlara zarar vermemek için kesilebilirdi, ama yapılan katliamdı. Açık söylemek gerekirse, o tarihte, bu yapılan budamanın altında hiçbir şeyin olacağını düşünmedim, bu katliamı bilinçsizliğe, bilgisizliğe yordum.
Bir süre sonra o güçlü çınarlardan büyük bir kısmı toprağı kavramış olan o güçlü kolları ile hayatı da kavradılar ve tekrar yapraklandılar. Ancak bazıları bu katliamdan sağ çıkamadılar, sanırım oniki adet çınar kuru, kupkuru kaldı. Belediyemiz bu kuruyan ağaçlardan bir ikisini kesti diğerlerini olduğu gibi bıraktı, bu gün bu caddede ilerlerken sizler de beş altı tane kuru çınar ağacı ile karşılaşabilirsiniz. Görünen oyduki, ölenler diğerlerine oranla daha genç çınarlardı, güçlü olanlar her yerde olduğu gibi ayakta kalmayı, yaşamayı başarmıştı. Bilinçsizlerin yaşadığı yerde çınarların yaşayabilmesi için güçlü olmaları gerekiyordu.
Çınarlar güçlüdür, hem de çok güçlüdür. Ege denizinde Bodrum açıklarındaki Yunanistan’a ait Kos adasında ünlü antik çağ bilim adamı, bugünkü modern tıbbın ilk tohumlarını atan ve tıp doktorlarının onun adını verdikleri yemini ederek görevlerine başladıkları, Hipokratın yaşadığı yerde büyüdüğü ve onun zamanından kaldığı söylenen bir çınar ağacı vardır. Osmanlı idaresinde de, günümüzde de korunma altında olan bu ağacın tam ortasına düşen bir yıldırım ağacı parçalara ayırmıştır. Bazı bölümlerini kaybetmesine karşın Hipokratın çınarı ayaktadır, bütün görkemiyle durduğu avluda gökyüzüne uzanmaktadır. Bazı dallarının altına destek koyulmuş olmakla birlikte ana gövde büyük bir heybetle izleyicilerine gülümsemektedir. Çınarlar güçlüdür, kesmeye, budamaya kalkan cahillere, düşen yıldırımlara dayanabilirler ... eğer toprağa sıkı sıkıya sarılmışlarsa.
Geçenlerde iş yerime giderken, her gün olduğu gibi yine Cumhurbaşkanlığı Köşkünün önünden geçiyordum. Trafiğin belirli bir yerde sıkışmaya başladığını gördüm. Belediye tarafından konulmuş işaretlerde kaldırım çalışması yapıldığı belirtiliyordu. Bu kaldırım sadece sabah ve akşamları yürüyerek veya koşarak spor yapmak isteyenlerin kullandığı bunun dışında çok nadiren üzerinde yaya görebileceğiniz bir yerdir. Normalde spor yapanlar dışında pek fazla ziyaretçisi yoktur, bu kaldırımların, arabanızla bu kaldırımlara veya yanına park edemezsiniz, hemen Cumhurbaşkanlığını korumakla görevli askerlerce uyarılırsınız, aracınız tesadüfen burada bozulsa bile hemen çekici gelir ve götürülür.
Geçtiğimiz dönemde belediyemiz hemen heryerin kaldırımını yaparken buradaki kaldırımları yenilememişti, belki 10. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer istememişti, belki kaldırım yeteri kadar dayanıklı görünmüştü ya da bilemediğim başka bir şey değiştirilmesini engellemişti.
İlk aklıma burayı kullanmakta olan sabah yürüşçüleri için yürümeye daha elverişli bir yolun belkide atletizme de olanak sağlayacak bir tartan yolun yapılacağı geldi. Hatta için için “görüyor musun köşke yeni yerleşen bey ile aynı politik fikri paylaşan belediye başkanı halkı daha mutlu edecek ve onlara şirin görünecek bir proje yapıyorlar” diye düşünüp, daha önce başkalarının aklına gelmemiş olmasına bozulmuştum. Çalışmalar ilerleyince anlaşıldı ki spor için olmaktan çok Cumhurbaşkanlığı Köşkünün çevresine yakışacak gösteriş ve masrafta (!) bir kaldırım yapılmaktadır.
Kaldırımın lüzumsuz derecede pahalı taşlarla yapılması, trafiğin iki şeride düşürülmesinden dolayı sıkışması, burada spor yapmakta olan vatandaşlarımızın bu olanağının bir süre için ellerinden alınması beni çok üzmedi. Bunlar alıştığım şeylerdi ne de olsa, her gün orada ya da burada benzer faaliyetler görüyordum, benzer şeylerle karşılaşıyordum, artık kanıksamıştım. Yaklaşan yerel seçimlerde halka ücretsiz dağıtılarak oy istenecek malzeme (mesela un, makarna, bakliyat) için paraya, bu parayı temin etmek için yüksek bütçeli işlere, ve bu işleri alacak ve malzemeleri finanse edecek müteahitlere gereksinim vardı. En pahalı malzemelerle, yeni kiracısı olan ve türbanlı, okumamış, genç kız meraklısı, sabıkalı zatın, köşkünün önüne kaldırım yapmak da bir parça destek olurdu bu planlara, garip değildi, alışmıştık.
Beni dehşete düşüren şeyi bu gün farkettim,
çınarlar ...
Cumhuriyetin sembolü çınarlar ...
çınarlar, çalışmalar sırasında öldürülmeye çalışılıyordu.
Kimi iş araçları
bu yüce asırlık çınarlara
vuruyorlar,
kimi dallar kırılarak yere indiriliyor,
kimi ağaçların kökleri iş makinaları tarafından
kopartılıyordu.
Şimdiden
dört çınar öldürülmüştü
ve erkenden gelen
ve dondurucu bir soğukla karşılaşmış gibi
Sonbahar’ın
doğal olarak yapraklarını sarıya boyamasını yaşamadan
yeşilden beyaza dönmüştü yaprakları,
ölüyorlardı,
öldürülüyorlardı,
toraktan koparılıyorlar,
dalları kırılıyor,
koskoca asırlık ağaçları kurutuyorlardı,
köklerine beton dökülüyordu.
Bu kez ağlayamadım
elime yeşille beyaz arası kalmış yapraklardan birini aldım
sessizce bekledim
sonra nöbetçinin düdüğünü duydum sonra
“aracımı orada durduramayacağımı” söylüyordu
ağlamaya fırsatım bile olamadan uzaklaştırıldım
Bizler dur demezsek çınarlar birer birer öldürülecekler
çoktan başladı katliam
genç yaşlı demeyecekler
önce budayacaklar sonra ...
yaşamak için direnenlerin köklerini sökecekler topraktan
Cumhurbaşkanlığı Köşkünün içindeki de
kaldırımları değiştiren dışarıdaki zihniyet de aynı
Ümidim bu öldüğünü gördüklerim dışındakilerin
ayakta kalması
ve Cumhurbaşkanlığı önündeki çınarların başına gelenlerin
asıl Cumhuriyet Çınarının başına gelmemesi