Başka bir yerlerde yaşıyormuşuz, memlekete dönmemiz gerek

28 Eylül 2007 Cuma

Yalakalar

PINAR KÜR (bana gelen mesajda böyle yazıyordu, değilse bile okunması gereken bir yazı)

VARLIK DERGİSİNE YANIT

Ülkemizdeki son siyasi gelişmelerin bir ‘İkinci Cumhuriyet’ tanımına değil, düpedüz ‘İkinci Saltanat Dönemi’ tanımına uyduğunu ve memleketin tüm kalelerinin zapt edildiğinin resmini çizdiğini korkuyu aşan derin bir dehşetle gözlemlemekteyim. Tamamıyla yanlış bir demokrasi anlayışının şakşakçılığını yapan birtakım medya ileri gelenleri (ki bunlar bir vakitler solcu geçinirlerdi) ağızlarının içinde ‘Ya Allah bismillah’ diyerek, avazları çıktığı kadar ‘Padişahım Çok Yaşa’ naraları atmaya başladılar bile.

Ve bu takım öyle bir curcuna koparıyor ki, gerçek özgürlüklerden söz etmeye kalkışanların sesleri karambola geliyor, yanıtsız kalıyor

Ordu-Sivil bürokrasinin her zaman karşısında durmuş, kadın-erkek eşitliği ve düşünce özgürlüğü konularında elimden gelen savaşı vermiş, bu yüzden üniversitedeki görevimden kovulmuş, yazdıklarım dolayısıyla hem sıkıyönetim hem de sivil mahkemelerde yargılanmış, kitapları yıllarca yasaklanmış, gene de bu güne kadar kendi çapımda sesimi duyurmak olanağını bulmuş biri olarak, camilerin kışla, minarelerin süngü olduğu bir düzende haykırsam bile sesimi duyan olacak mı?

Cami-minare düzenine utanmadan ‘demokrasi’ adını verenler kendi çocuklarını ne kadar karanlık bir geleceğe mahkum ettiklerinin farkında değiller mi? On dört yaşında okuldan alınıp, başı bağlanıp evlendirilen birine ‘First Lady’ olarak ‘temenna’ edenler, Cumhuriyetin kızları olan annelerinin yüzüne bakabiliyorlar mı?

Açlıkla savaşan insanlara hiçbir gerçek yaşama imkanı önermeyip sırf erzak dağıtarak, seçim öncesi üç-beş günlük rahatlama sağlayarak, dini imanı zaten para olan iş çevrelerini ise ‘istikrar bozulursa haliniz harap’ diye korkutarak yüzde 46 civarında oy alıp iktidara gelen bu hükümetin kazandığı seçimin, demokrasinin zaferi falan değil, düpedüz demagojinin zaferi olduğunu ve bunun kazananının AKP değil USA olduğunu sahiden bilmiyorlar mı, yoksa az çok okur-yazar olanları bile aptal yerine mi koyuyorlar?

Bu ülkedeki solun soluğunu tank sesleri ve işkence odalarının dışarıya ulaşamayan çığlıklarıyla susturanın, dincilerin yolunu açanın 1980 darbesinin dedesi Kenan Evren ve avenesi olduğunu aniden unutan, demokrasi ve laiklik kavramlarına uygar dünyanın hiçbir lügatında yer almayan tanımlamalar yakıştırmaya çalışan, kadınların ancak ikinci sınıf insan olarak yaşamayı kabullendikleri takdirde ‘demokratik!’ düzende var olabileceklerini savunarak zamane padişahlarına yaranma yarışına girenler adına utançtan yerin dibine geçiyorum.

12 Mart ve 12 Eylül darbeleri dünya güzeli gencecik insanları darağacına göndermişken, nice yazarı, düşünürü hapislerde süründürmüşken, bu cehennemden canını kurtarmışları ‘orduyla işbirliği yapan laik-elit’ olarak nitelemek ne tür bir vicdansızlık ya da gaflet ve delalet gerektirir? Çifte padişahlarımızın her türlü vicdansız gaflet ve delaletlerini anlayışla karşılıyorum da, onlardan zaten başka bir davranış beklemiyorum da, anlı şanlı medya mensuplarımızın arka planda çatlak sesli bir koro oluşturmaları karşısında bir kez daha utançla yerin dibine geçiyorum.

Gene de bir umuda sarılmaya çalışıyorum. Darbeler ve yalakalar, her türlü gerçek muhalefetin örgütlenmesini, dış güçlerin de etkin ekonomik desteğiyle engelleyerek, başımıza çifte padişahın oturmasını sağlamakla birlikte halkımızı tamamen kandırmayı başaramadı. Sahte demokratlar istedikleri kadar zafer çığlıkları atsınlar, seçim sandıklarında yapılığı iddia edilen türlü yolsuzlukları dikkate almasak bile, çoğunluk hâlâ bizde.

Yüzde 46 ya el pençe divan duranlar, yüzde 53e terbiyesizlik etmesinler

Günü geldiğinde onlardan da hesap sorulur..

Arşiv