Başka bir yerlerde yaşıyormuşuz, memlekete dönmemiz gerek

16 Şubat 2008 Cumartesi

Biber Gazı

Geçtiğimiz hafta İstanbul'daydım. Taksi ile yolculuk yaparken, şöförün dinlediği radyoya kulak kesildim; aşırı muhafazakar, kendinden emin, kimseyi suçlamayan ama hedefi belirgin olarak gösteren, tok bir ses türbanın serbest bırakılmasını kimlerin istemediğinden bahsediyordu.

Rahatsız olmama karşın, şöröre radyoyu kapattırmadım.

Dikkatimi taksi şöförünün aracında "biber gazı" satıyor olması çekti. Hatta biber gazı satış noktası yazılı bir yazı ile 12 YTL olduğunu belirttiği bir kağıt üzerine numue biber gazı kutusu konulmuştu. Arabanın viraj alışı sırasında veya yoldaki çukurlara girdiğinde düşmemesi için bu numune gayet profesyonelce arabanın göstergelerinin yanındaki bir alana tutturulmuştu. Bu kadar profesyonel bir satış ortamı oluşturulunca ve radyoyu ısrarla dinleyen bir karşıt görüşle de karşılaşınca sormak istedim. Öğrendim ki, bu biber gazından günde beş altı adet satıyormuş, bu satış işini bir yıla yakın bir süredir yapıyormuş. Yine sordum; "neden gereksinim oluyordu, biber gazına". Cevabı "çok fazla saldırganın türemesi" şeklinde oldu. İstediğim yere gelmişti, bu muhafazakar arkadaş (üstelik taksi şöförü olunca, çok konuşmaya meraklı olacağına emin olarak) bana yeni bilgiler verebilirdi; sordum; "ne süreden beri saldırganlar türemişti" ... cevap biraz düşünüldükten sonra "on yıl gibi, ama her yıl olay artıyor" şeklinde geldi. Demek ki, desteklediğini, müşterilerine aynı görüşleri dile getiren radyoyu dinleterek gösteren bu iktidar yanlısı şöför arkadaşım aynı iktidar döneminde saldırganların artmış olduğunu söylüyordu.

Saldırıların altında yatanın doğudan İstanbul'a olan göç olduğunu söyledi, göç eden insanların işsiz kaldıklarını, çalarak, çırparak yaşamaya çalıştıklarını söyledi. Hiç güneydoğu illerini ziyaret edip etmediğimi sordu, geçen yıl gittiğimi söyledim. Oraların insanı fakirdi, onlara aş verilmeliydi, o zaman buraya gelmezlerdi, saldırılar artmazdı. Ben istihdam yaratmanın ve eğitimin de önemli olduğunu ekledim, katılmadı bu görüşüme, ona göre oradaki köylüden daha az bilen öğretmene gerek yoktu. Neden öğretmenleri bilgisiz bulduğunu ve işsizliği aş vererek nasıl durduracağımızı sorgulayacak aşamaya gelmiştim ki, herşeyin düzeleceğini söyleyiverdi.

Düzelmesi için neler yapıldığını, az önce radyodaki tok sesli adamın bahsettiği türban konusunun açılmasının buna yardımcı olması olasılığının olup olmadığını sordum, madem son on yıldır artarak kötüleşiyordu durum ve bu on yılın beş altı yılında gururla müşterilerine dinlettiği zihniyet işin başındaydı, eksik olan neydi acaba.

Yoksa eğitim ve iş sağlamak işine mi gelmiyordu, iktidarların.

Ya da aş sağlayarak kendilerine asalaklar gibi bağlı cahil kitleler oluşturmak
sonra bunlardan bazılarını göndererek şehirlerde saldırganlık yapabilmeleri,
böylelikle asıl sorunu daha çok eğitim almış olanların görmesini engellemek için bir suni perde oluşturmak,
sonra biber gazı satarken kendilerini savunacak müridler ile yeni pazarlar yeni olanaklar ile
asalaklara aş sağlayacak sistemlere bağışlar toplamak, amaç olmasındı sakın?

Taksiden inerken biliyordum; bir çoğunluk vardı ülkemizde:
Cahil ve böyle kalmayı tercih eden
Çalışıp, üretmek ve kazanmak yerine aş önüne bırakılsın isteyen
Saldırganın kendisine karşı, ama saldırganı besleyene saygılı
Körü körüne mürid olmaya meraklı, bugününü geçtim, geçmişini anlamaktan aciz
ve nereden nasıl geleceğini bilmediği ama vaadedildiği için emin olduğu geleceği bekleyen
zavallı, asalak bir çoğunluk

Arşiv