22 Temmuz 2007 Genel Seçimi İstatistikleri
| TOPLAM KAYITLI SEÇMEN SAYISI | 42.799.303 |
| TOPLAM OY KULLANAN SEÇMEN SAYISI | 36.056.293 |
| TOPLAM GEÇERLİ OY SAYISI | 35.049.691 |
| TOPLAM GEÇERSİZ OY SAYISI | 1.006.602 |
| SEÇİME KATILMA ORANI | %84,25 |
Geçerli oyların seçime katılan siyasi partilere dağılımı ve bu dağılımın oranları
| PARTİ ADI | OY | ORAN (%) |
| AYDINLIK TÜRKİYE PARTİSİ | 100,982 | %0,29 |
| BAĞIMSIZ TÜRKİYE PARTİSİ | 182,095 | %0,52 |
| SAADET PARTİSİ | 820,289 | %2,34 |
| İŞÇİ PARTİSİ | 128,148 | %0,37 |
| CUMHURİYET HALK PARTİSİ | 7.317.808 | %20,88 |
| HALKIN YÜKSELİŞİ PARTİSİ | 179,01 | %0,51 |
| ÖZGÜRLÜK VE DAYANIŞMA PARTİSİ | 52,055 | %0,15 |
| GENÇ PARTİ | 1.064.871 | %3,04 |
| DEMOKRAT PARTİ | 1.898.873 | %5,42 |
| LİBERAL DEMOKRAT PARTİ | 35,364 | %0,10 |
| MİLLİYETÇİ HAREKET PARTİSİ | 5.001.869 | %14,27 |
| ADALET VE KALKINMA PARTİSİ | 16.327.291 | %46,58 |
| EMEK PARTİSİ | 26,292 | %0,08 |
| TÜRKİYE KOMÜNİST PARTİSİ | 79,258 | %0,23 |
| BAĞIMSIZLAR | 1.835.486 | %5,24 |
Bu tabloyu okumaya çalıştım bir süre, ama bu çok kısa sürdü ...
çünkü bir kırgınlık hissettim ...
çünkü bir aldatılmışlık hissettim ...
çünkü çevremdekilerden şüphelenmeye başladım, öyle ya;
22 Temmuz’dan önce kime sorduysam
mevcut hükümeti eleştiriyor
ve iktidar partisine oy vermeyeceğini söylüyordu
ama birileri
yani omaltımilyonüçyüzyirmiyedibinikiyüzdoksanbir kişi
yani toplam oy vermeye yetkin olan vatandaşlarımızın yüzde otuzsekizinden fazlası
yani toplam oy verenlerin yüzde kırkaltıbuçuğu
yani toplamda otuzikimilyonaltıyüzellidörtbinbeşyüzsekseniki kol,
aynı sayıda bacak,
aynı sayıda kulak,
aynı sayıda göz,
yarısı kadar burun,
yarısı kadar ağız,
yarısı kadar karaciğer,
yarısı kadar kalp,
yarısı kadar beyin
iktidar partisinden yana kullanmışlardı tercihlerini,
bu da demekti ki bana bu iktidara oy vermeyeceğini belirten
beş kişiden en az ikisi nedense fikrini değiştirmişti
veya bana doğruyu söylememişti.
Bana doğruyu söylemeyen insanları düşündüm
ve vazgeçtim,
çevremde yalancı aramamak için bu tabloyu okumaktan.
Ayrıca
ben her gördüğüm kişiye anlatmıştım
neden iktidar partisinden farklı düşündüğümü,
yaz sıcağında da olsa açıklamıştım
neden tatilden dönülmesi gerektiğini,
bu seçimin belirtmiştim
hangi hayat tarzlarının çekişmesi olduğunu.
Hatta bir partinin seçim sandık görevliliğini de yaptım
ki oyların sandıktan
Yüksek Seçim Kuruluna
değiştirilmeksizin gitmesine şahitlik ettim.
Öyle ya elimden geleni yapmıştım,
mitinglere katılmış sesimi diğer seslere,
alkışımı diğer alkışlara eklemiştim.
Sade bir vatandaşın daha ne yapması gerekirdi ki ...
yapmıştım herşeyi ...
ben ve benim gibi düşünenlere değil
diğer dünya görüşünün temsilcilerine inanmıştı
toplum.
Belki altında bir çapanoğlu vardı
belki benim görevli olduğum sandıktan başka her yerde
hile yapılmıştı,
belki vatandaşı son anda bazı vaatlerle kandırmışlardı,
belki vatandaş oyunu satmıştı ...
olmuştu işte birşeyler ...
bana doğruyu söylememiş onlara karşı daha da
sinirlenmemem gerekirdi,
nihayet oy onun oyuydu,
kime isterse verirdi.
Birkaç gün sonra fark ettim ki,
aslında böylesi bir zaferden sonra
düğün alayları düzenlenmesi gerekirken
o onltımilyon küsur vatandaş
sanki ülkenin kaderini değiştiren onlar değilmişcesine
günlük hayatlarına dönmüşlerdi,
kimse (bir kaç iktidar partisi üyesinin haklı sevinç gösterileri hariç)
umursamamaktaydı.
“Belki sırf doğruyu söylemedikleri içindir” bu diye düşündüm,
“sonradan utandılar belki yaptıklarına”,
“pişman oldular herhalde” dedim,
yok yok farklı bir sebebi olmalıydı;
seçimi de umursamıyorlardı ülkenin geleceğini de,
sadece bir gün sonrası için yaşıyorlardı,
bir ay sonrasını bile planlamamışlardı ki.
Sadece kendi bireysel geleceklerine bakıyorlardı,
kim onlara bireysel olarak bir şeyler sunmaktaysa,
o iyiydi,
bir tas kurufasülye,
bir torba nohut,
bir tencere,
evin aktarılmış çatısı,
belki destek adı altına biraz para,
belki işten atılmama,
belki terfi
...
üstelik
doğruyu söylemek,
dürüstlükten yana olmak,
emekle kazanmak,
herkes için,
toplum için,
vatan için,
dünya için birşeyler yapmak
artık moda değildi.
Tam tersine,
yalan söyleyen kazanıyordu,
onların televizyonlardan izledikleri ve beğendikleri dünyalarda,
işini bilenlerin yol aldığı,
alın teri yerine üçkağıtçılığın kabul gördüğünü düşünüyorlardı,
kısa yoldan köşe dönülmedikten sonra yola çıkmaya gerek yoktu,
oturulup beklenebilrdi miskin miskin,
para onlar için çalışıyordu,
onların da çalışmaları gerekli olmamalıydı,
ülke sadece spor karşılaşmalarında konu olabilirdi,
en iyi oyuncular milli takımda kalacaklarsa,
bir kısmı verilebilirdi toprakların belkide,
ilerleme,
gelişme,
çağdaşlık
kabul görmemiş sözcüklerdi ...
Herşey satılabilirdi yeterki bir şeyler verilsin di.
Bunları düşünüp tabloyu sonra bir daha elime aldım,
gördüm ki
ve en acı şekli yle anladım ki
ben AZINLIK olmuştum ülkemde.
Önce buna da itiraz edesim geldi,
nasıl olur da bu ülkeyi kurmuş olan anlayış, azınlık olabilirdi,
yoksa bu güne kadar 85 yıllık bir RÜYA görmekteydik de
yeni mi uyanıyorduk?
Sonra birdenbire azınlık olmanın dayanılmaz güzelliği de olduğunu fark ettim;
azınlık olunca haklarını aramak,
birşey istemek
daha bir kolay oluyordu galiba.
İşte tam bu noktadan başlıyordu hikaye
ve iki koldan devam edecekti;
azınlık olmak
ve rüya